ZEKİ ŞAN


OSMANLI CELLATLARI

.


OSMANLI CELLATLARI

2025

 

Cellat Arapça kamçı ile vuran eziyet anlamına gelir, Kara Ali Osmanlı’nın en ünlü celladı. 17. yüzyılın ortalarında yaşamış ve yaklaşık çeyrek yüzyıl cellatbaşılık yapmıştır, Cellat usta Süleyman’ın çırağı olarak işe başlar, pek çok cellat gibi Çingene asıllı olduğu sanılmakta, öldürülmeleri gereken kişiler veya Divân-ı Hûmayun’da yargılanıp idama mahkum olanların infazı Topkapı Sarayı’nda Orta Kapı’ya yakın bir noktada bulunan “Siyaset Çeşmesi” önünde yapılır ve cellatlar burada onların boyunlarını vururlar, Topkapı Sarayı’nın “Orta Kapı “ adı verilen, ikinci büyük kapısı Bâbüsselâm’ın önündeki ulu çınar ağaçlarının altında, Marmara Denizi yönüne bakan duvara bitişik çeşmenin yerinde, Osmanlı Tarihi’nin ayrıcalıklı çeşmeleri arasında yer alır, İdam edilen mahkûmun eşyaları celladın olur, bu mallar yılda bir ya da iki kez “Cellad Mezadı” adı verilen bir mezadla satılır, Cellatların mezarının tahrip edilmesinden korkulduğu için ve yakınlarına zarar verilmesin diye mezar taşlarının üzerinde isimleri yazılı olmaz ve gömüldükleri yerler ücra köşelerden seçilir, bilinen iki tane cellat mezarı vardır. Biri Eğrikapı civarında, diğeri Pier Loti kafesi diye bilinen kafeye giden yoldaki Karyağdı bayırı civarındadır.

Osmanlı Hukukuna Göre İdam Cezası

Osmanlı devletinde cellatlardan bahsetmeden önce Osmanlı hukukunda hangi suçlara ölüm cezası verildiğine değinmek gerekir.

Bu suçları iki gruba ayırmak mümkündür

-Bunlardan ilki Şerî hukuka göre suç kabul edilenler,

-Diğeri, padişahın kendi yetkisine dayanan Örfî hukuka göre suç teşkil edenlerdir.

Şerî Hukukun kaynağı Müslümanlığın kutsal kitabı Kurân’dır. Buna göre, Şerî hukuka göre ölüm cezası, Kurân’da sınırlı bazı suçlar için uygulanmaktadır. Bunlar, Allah’a karşı işlenen suçlar (Had) olarak adlandırılır. Şerî hukuktan farklı olarak Örfî Hukuk, birçok somut durum için ölüm cezası getirir.

Osmanlı devletinde bazı suçların cezası, hemen hemen her dönem hazırlanmış olan Kanunnâmelerde açıkça belirtilmiş olup, ayrıca kadıların takdir yetkisi (tazir) içinde bulunan suçlardır. İdam cezası gerektiren suçun kanun ile tanımlanmış olması kısmen de olsa keyfiliği engelleyen bir durumdur. Osmanlı tarihinde, padişahın veya diğer yüksek makam sahibi devlet adamlarının hiçbir sınırlandırma olmadan keyfi bir biçimde idam cezası verdiklerine dair, tarihte pek çok örnek vardır. Osmanlı hukukunda, padişahın kanun koyma yetkisi, şeriata tamamen uygun bir durumdu. Örfî Hukuk, Şeriât ayrımına dair, düzenleme şeriât âlimlerince yapılmış ve padişahın mutlak otoritesine dokunulmamıştır. Ölüm cezası uygulama yetkisi; yani tazire dayanarak siyaseten katlettirme yetkisi, padişahın yanısıra sınırlı bir şekilde de olsa; Vezir - i Azam’a, Kaptan Paşa’ya, Kaymakam-ı Rihab-ı Humayun’a sefer halindeki görevli vezirlere de tanınmıştır.

Osmanlı Devleti’nde Ölüm Cezası Yaptırımına Bağlı Suçlar

Padişahın kardeşi olmak suçu:

Nizam-ı Âlem için Kardeş Katli ,-Devletin askeri ve mali emniyetine kastedenler:

a)Padişahın hayatına kasd,

b)Padişahın hayatına karşı tehlike oluşturmak,

c)Padişaha yalan söylemek,

d)Devlete karşı isyan - Asiler, eşkıyalar, yol kesiciler -Tehlikeli görülen dini fikirler yayanlar-Devlete borcunu ödemeyen mültezimler -Kalıp para basanlar -Altın, gümüş, tuz yasaklarına uymayanlar .-Altını dışarıya çıkarmak veya ayarını bozmak-Oruç yiyenler (orucunu bozanlar). - Kahve ve şarap içmek -Tütün içmek-Ev veya harman yakmak-Hırsızlık-Bir başkasının kadınını zorla kaçırmak. - Adam öldürmek- Namaz kılmamak- Yetkililere gerçeğe aykırı ihbarda bulunmak ve gammazlığı âdet haline getirenler. -Casuslar -Gayrimüslimlere özel idam suçları - Sarayın önünde türkü söylemek. -Karaborsacılık -Belirlenen fiyatın üstünde mal satmak

Kusur, kabahat ve zulümleri sabit olan devlet adamları;

Örneğin, Sultan III. Selim döneminde devlet adamlarının gösterişli kıyafetler giymeleri, bunun için çok para harcamaları ve devlet adamları arasında bu durumun huzursuzluk yaratması ceza gerektiren bir durumdu.

Eksik gramajlı ekmek yapan fırıncılar -Fuhuş yapmak - İzni olmadan padişahın cariyesi ile evlenmek. - Müslümanlığı kabul edip daha sonra tekrar Hristiyan olmak -Gayri Müslimlerin camiye izinsiz girmesi - Çölde susuzluk çekileceğinin söylenti olarak yayılması - Geceleri fenersiz dolaşmak - Suç işleme ihtimali bulunmak

Tebdil gezen padişaha dilekçe vermek

Ak börk giymek. Ak börk sadece yeniçeriler tarafından giyilir,

Cellat, idam hükümlerini icra eden şahıslara verilen addır. Mecazen, merhametsiz, zalim, gaddar, hunhar yerine de kullanılır. Arapça kırbaçlamak manasına gelen “celd” mastarından mübalağalı ism-i fail olan cellât, “kırbaçlayan, çeşitli eziyetler uygulayan” anlamına gelmekle birlikte daha çok ölüm cezalarını infaz edenler için kullanılmıştır. Cellatlığın bir görev olarak ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte eski çağlardan beri var olduğu kesindir. Eski Roma’da ölüm cezalarını önceleri halk yerine getirirken daha sonra bu iş için özel görevliler tayin edilmiştir. Avrupa ülkelerinde infaz görevinin değişik kişiler tarafından ifa edildiği mesela Ortaçağ’da Almanya ve Rusya’da idam kararlarını bazen hâkimlerin uyguladığı kaynaklarda belirtilmektedir. Fransa’da XIII. yüzyıldan itibaren “yüksek adaletin infazcısı” sıfatıyla merkezde ve eyaletlerde cellatlar bulundurulur, her idam için bunlara belirli ücretler ödenirdi. İslam dünyasında da ölüm cezalarının infazı için çeşitli kimseler görevlendirilmiştir.

Osmanlı Cellat Teşkilatı

Osmanlı devletinin resmi cellat teşkilatı, bir cellat başının idaresinde olup sayıları zaman içerisinde değişiklik gösteren bir kurumdu. Cellatların hepsi de aslen “ Kıptî“ idi, genel olarak çingeneler ve Hırvatlardan oluşan Saray Cellatları, Bostancı Ocağı’nın bir kolu olan “Cellat Ocağı” na bağlıdır. Cellat Ocağı, 20 kadar neferden oluşmaktaydı. Saraydaki cellatlar arasındaki özel olarak seçilmiş olan grup ise; dilsiz cellatlardır. Bunlar özellikle, gizli yapılan infazları yerine getirirler.

Cellatbaşı ve cellatlar Bostancıbaşı Ağasının emrindedir, İdam hükmü Bostancıbaşı’na verilir bazen hükmü bizzat kendisini yerine getirirken bazen de nezaret ederek hükmün yerine getirilmesini sağlar, eğer, idam mahkûmu devlet ricalinden biri ise, Bostancıbaşı idamda mutlaka bulunur, cellat başına çok güvendiği iki cellat refakat eder ve infaz gerçekleşir, bu refakatçiler, “Cellat Yamağı “adı verilen kişilerdir. Bostancıbaşı Ağa sarayın en büyük zabitlerinden biridir. Bostancıbaşı’nın idam görevi haricinde, sadr-ı âzamın vezirlerin azl, sürgün vazifesi de vardı. Azl olunan sadrazamlar bostancıbaşı nezaretinde sarayın Balıkhanesi’nin önünden hazırlanmış olan gemiye bindirilip oradan sürgüne gönderilirler. Sarayın bahçesinde, bostancı fırınının yanında bulunan hapishanede tutuklu olan saray ricali ve saireye yapılan işkence bostancıbaşı gözetiminde yapılır, bostancı fırının yanındaki hapishaneye “fırın” denilir,

Osmanlı cellatlık teşkilatıyla ilişkisi olan bir diğer mimari yapı, Topkapı Sarayı içinde bulunan Balıkhane Kasrı ve Kapısıdır. Sur-i Sultani’nin Bizans Surları ile birleştiği noktada Marmara’ya açılan Balıkhane Kapısı onun üzerinde Balıkhane Kasrı bulunuyordu. Osmanlı Tarihinde, Topkapı Sarayı’nın en gizemli, en ürkütücü ve aynı zamanda da İç Saraya en uzak noktası bu kasr ve kapıdır. Deniz surları üzerindeki son çıkış olan Balıkhane Kapısı’ndan içeri girildiğinde Balıkhane Ocağı bulunur. Dışında ise; Balıkhane çalışanlarının saray ihtiyaçları için balık tuttukları “Ahırkapı Dalyanı” vardı. Hovhannesyan, saray baş balıkçısının emrindeki balıkçıların buradan balık tuttuklarını ve kıyıdaki ağaçlıkta bulunan çeşmede, gemicilerin burada elbiselerini yıkadıklarından bahseder. Çeşmenin az ilerisinde bulunan Hasırcılar Kapısı’nın dışından, kazara denize düşenleri bostancılar kancalar yardımıyla kurtarırdı. Aynı yerde bulunan sur gediğinden ise, sarayda boğdurulanlar denize atılıyormuş,

Gravürleriyle tanıdığımız dönemin ünlü seyyahı Thomas Allom, Balıkhane önündeki dalyanı da eserinde oldukça canlı tasvir etmiştir. Kırmızı aşı boyalı küçük şirin bir köşk görülmektedir. Osmanlı resmi literatüründe kullanılan, “Balıkhane’ye indirilmek” tabiri, ölümle eşdeğerdir. Sarayda, padişahın gazabına uğrayan kullar, Kapuarası’nda tutuklu bulunan mahkûmlar burada idam edilir bazısı Bostancıbaşı’na teslim edilerek Fırın Mahbesi’ne kapatılır ya da Balıkhane’ ye indirilir, mahkûmun paşa, vezir, sadrazam, eyalet paşası veya ocak ağası olması saraydan gelecek buyruğu beklemesinde ve kaçınılmaz sonu yaşamasına mani değildi. Bostancıbaşı, son ana kadar tutukluya saygı gösterir, incitmez, hakaret etmez; şayet af haberi gelirse çini kupa ile soğuk şerbet ikram ederek sakinleştirir ve kurtulduğunu müjdelerdi. Ancak, mahkûmun özgürlüğü, Balıkhane Kapısı’ndan bir kayık ile açıktaki bir çekdiriyle sürgüne

gönderilmesine kadar sürerdi. İdam edilecek mahkûma ise; kan rengi şerbet sunulurdu. “Ecel Şerbeti” deyimi dilimize bu gelenekten yerleşmiştir. Şerbeti güçlükle içen mahkûm, cellatlar tarafından bir anda boğulurdu ve başı kesilerek saraya götürülürdü. Başsız vücut Balıkhane Kapısı’ndan denize atılır veya gömdürülürdü.

Halet Efendi’nin gazabına uğrayan 1818’de Balıkhane’ye indirilen sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşa’nın “Kallavi” denen vezir kavuğu kendisine çok yakıştığından son dakikada ölümden kurtulduğu, ancak Balıkhane Köşkü’nde karşısına Bostancıbaşı çıktığı geçirdiği korku sonucunda erkekliğini kaybettiğini tarihi kaynaklar yazmaktadır. Topkapı Sarayı ziyaretçilerinin çoğunun hikâyesinden haberdar olmadığı Cellat Çeşmesi (Siyaset Çeşmesi olarak da bilinir.)

Bostancıbaşı’nın bizzat Siyaset Çeşmesi’ne gelerek infazında bulunduğu suçlular;

Devlet –i Âliye ‘ye, Sadâret Makamı’na veya şeriata karşı gelmiş isyan etmiş, çalıp çırpmış, casusluk yapmış, Harem’e göz dikmiş suçlulardır. Usule göre, bir devlet adamı Padişah ve Sadrazam emri ile “Siyaseten” suçlu bulunursa infazı cellat bir yağlı kement ile boğarak gerçekleştirirdi. Öncelikle, mahkûm olunca ferman kendisine Bostancıbaşı tarafından eteği öpülerek hürmette kusur edilmeden tebliğ olunur, teselli eden sözler söylenerek cellada teslim edilir, maktulün başı, padişahın görmesi için İbret taşının üzerine konması için çok keskin olan ve “Şifre” adı verilen bir ustura ile maktulün gövdesinden ayrılır,

Cellatların bir başka görevi ise;

Başkentten uzakta gerçekleşen, önemli bir devlet adamının infazdan sonra kesilen başının salamura ya da bal içerisinde İstanbul’a gelmesinden sonra temizlenerek, sarayın Bâb–ı Hûmayun bölümünde bulunan İbret taşları üzerine yerleştirilir,

Evliya Çelebi ve Naima ‘nın adından bahsettiği en ünlü cellat 17. yüzyılda yaşamış olan Kara Ali‘dir. (”Neuzubillah, çehresinde nur kalmamış zehir gibi bir adam, yaz-kış kolları sıvalı, göğsü bağrı açık gezer. suçlu, masum, genç, ihtiyar, haydut, vezir, âlim, Müslüman, Hristiyan, kadın, erkek fark etmez onun için yalnız kement geçirilecek boyun, satır çalınacak ense var, hatta ta birçok defa, idam ettiği adamın kim olduğunu bile sorup öğrenmez, merak etmez. Amiri olan Bostancıbaşı’nın “Boğ”dediğini boğa, “Vur”dediğinin başını uçururdu“) Yamağı Hamal Ali ile birlikte biri padişah olmak üzere, ondan fazla sadrazam bir o kadar vezir ve paşanın da başını almıştır. Boğarak öldürdüğü ve Marmara’nın sularına attığı ünlü şair Nefî decellatın bir diğer ünlü kurbanıdır.

Kara Ali’nin dış görünüşü ve kıyafeti tarihi kaynaklarda şöyle tasvir edilmiştir; Sokağa çıktığında, sağ omzunda çaprazlama asılmış bir yalın kılıç sallanır, kuşağının bir kenarında da yağlı kemendi görülür. Bazen bu korkunç görünümü, kerpeten, burgu, çivi, buhur fitili, deri yüzecek ustura, demir tas ve ayak kıracak çekiçler gibi işkence aletleri tamamlardı. Ustura ile kazınmış başında kırmızı keçeden cellat külahı bulunurdu. Tarihçiler, idam ettiği insanların sayısını hatırlamayan Kara Ali’nin tek bir kişinin idamından kaçmaya çalıştığından ve infazı çekine çekine yerine getirdiğinden bahsederler. Bu infaz Sultan İbrahim’in infazıdır. Sultan Abdülmecid döneminde, Osmanlı sarayında Tanzimat dönemine kadar devam etmiş olan cellat bulundurma geleneği sona ermiştir. Bu dönemden itibaren, infazlar ücretle tutulmuş olan kişilere yaptırılmıştır. Toplumumuzda, cellatlara ve yaptıkları iş hiçbir zaman kabul görmemiştir. Osmanlı devleti zamanında, vefat eden cellatlar, normal mezarlıklara defnedilmemiştir. Cellat mezarlığına defnedilmişlerdir. İstanbul Eyüp’te böyle bir mezarlık bulunmaktadır.

Kara Ali ve yamağı Hamal Ali’den sonra başcellat olan Süleyman’dır.

Cellat Mezadı

Bir mahkûm cellata teslim edildiği zaman elbisesiyle beraber üzerinden çıkan her şey celladın olur, bu eşyalar toplanır ve senede bir ya da iki kez büyük bir mezatla satılır, tutar bedelleri ise; cellatlar arasında bölüşülür, İşte buna “Cellat Mezadı“ adı verilir, cellat mezadlarında genellikle çok kıymetli eşyalar bulunur, ancak bu eşyaların sahipleri cellat elinde öldükleri için uğursuz kabul edilen eşyalar çok ucuza satılır, cellad mezadından alışveriş edebilmek herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bazı devlet adamları, zenginler celladın kendisinin yakasına yapışmadan, üzerlerindeki kürk, yüzük, saat ve keselerini çıkartıp, orada bulunan ahaliye “Beni anar, bir Fatiha okursunuz!” diyerek hediye ederler,

Sonuç olarak, tarihin her döneminde olduğu gibi kurulan her devlet gibi Osmanlı Devleti de yasaları gereği hem devletin devamlılığı sağlamak hem de toplumsal düzeni aynı zamanda asayişi korumak amacıyla idam cezası uygulamıştır. İşlenen suça göre cezası idamı gerektirenlerin infazını devletin Cellat Teşkilatı’na mensup cellatlar yerine getirmiştir. Cellatlar

çingene veya Hırvat vatandaşlar arasından seçiliyordu. Gizlilik gerektiren infazlarda ise; özel olarak dilsiz ve sağır cellatlar seçilir, kişinin, reayadan olması, sadrazam, paşa, vezir, eyalet beyi oluşu işlediği suçun cezasını hafifletmemiş gereği yapılmıştır. Osmanlı’nın en ünlü cellatları Kara Ali, yamak Hamal Ali ve Süleyman’dır. Tüm soğukkanlılıklarına rağmen ünlü cellat Kara Ali de, Sultan İbrahim’in infazından oldukça etkilenmiş ancak vazifesini yapmak zorunda kalmıştır. Cellatlar toplum tarafından sevilmeyen hatta mezarları ayrı tutulmuş bireylerdir. İstanbul Eyüp Sultan Karyağdı Mezarlığı buna örnektir. Osmanlı mimarisinin en görkemli yapılarından biri olan Topkapı Sarayı’nda bulunan Cellat Çeşmesi, Balıkhane Kasr-ı ve Kapısı ve ibret taşları hem cellatların hem kurbanların trajedisine tanıklık etmişlerdir.

Araştırma ve kaynaklar internet sitelerinden yapılan incelemeler neticesinde derlenerek hazırlanmıştır. 24.03.2025

  • BIST 100

    9484,26%-0,41
  • DOLAR

    37,98% 0,28
  • EURO

    41,99% 0,08
  • GRAM ALTIN

    3805,44% 0,25
  • Ç. ALTIN

    6163,56% 0,00
  • Cuma 12.9 ° / 3.7 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Cumartesi 11.8 ° / 3.6 ° Orta kuvvetli yağmurlu
  • Pazar 13 ° / 3.4 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı

Kütahya

04.04.2025

  • İMSAK 05:08
  • GÜNEŞ 06:36
  • ÖĞLE 13:12
  • İKİNDİ 16:48
  • AKŞAM 19:39
  • YATSI 21:01